“Mucize” ve Özlem Tekin
Mustafa Demirkanlı
“Yazarın Birgün Gazetesi’ndeki yazılarından”
Most Production’ın gerçekleştirdiği, Şener Şen, Özlem Tekin/Meltem Cumbul, Şevket Çoruh, Güven Kıraç, Mirkelam, Pamela Spencer ve Semaver Kumpanya’nın oyuncularının yer aldığı, Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği “Mucizeler Komedisi” son yıllarda izlediğim en keyifli yapımlardan biri. Yıllardır tiyatronun kendi kısır döngüsünden çıkıp, vites büyütmesi gerektiğini savunurum. Buna karşın olanaksızlıklardan, izleyici yokluğundan bahsedilir ama izleyiciye ne sunulduğuna bakılmaz. Olanaksızlık, özel tiyatrolar için geçerli olabilir ama ödenekli tiyatrolara ne demeli? Repertuvarlarına bakarsanız ya röpriz oyunlarla ya da ahbap-çavuş ilişkileriyle sahnelenen oyunların yoğunluğu ile karşılaşırsınız. Dünya tiyatrosuna pek bakılmaz, TV ile ilişkilerden şikayet edilir ama bu gerçek kabul edilip tiyatroda yeni açılımlar düşünülmez.
Gelelim “Mucizeler Komedisi”ne. Ne yalan söyleyeyim, Işıl Kasapoğlu’na rağmen pek umutlu değildim, yine şişirilmiş bir şovla karşılaşacağımı düşünüyordum ama öyle olmadı. Işıl’ın ustalığının, Semaver Kumpanya’nın genç oyuncularının başarılarının yanı sıra sahnede ilk kez izlediğim Şener Şen’in bunca yıldır tiyatrodan neden uzak kaldığını sormak gerek. Ama beni esas şaşırtan Özlem Tekin oldu. Kendisini fizik olarak da tanımıyordum, oyunun on beşinci dakikasına kadar Semaver Kumpanya’nın genç oyuncularından biri olduğunu düşündüm, her geçen dakika performansındaki yükselme yanımdaki arkadaşıma kim olduğunu sormama neden oldu. “Özlem Tekin” yanıtını alınca da iyice şaşırdım. Bu kızda doğal bir güzellik var, fiziki güzellikten bahsetmiyorum, -hoş o da var da, ben ondan bahsetmiyorum- her oyuncuda, her sahne sanatçısında olmayan, çok az insanda var olan bir çekim alanı yaratıyor; “ben buradayım” deyiveriyor.
***
Yaklaşık iki, iki-buçuk ay önce yazmaya başlayıp, gündeme farklı konular girince de tamamlamadan bir kenara bırakmış, sonra da unutmuş olduğum bir yazının girişiydi yukarıdaki bölüm.
Cumartesi günü fotografçı arkadaşım Gülay’la birlikte Malta Köşkü’nde kahvaltılı söyleşi için beklerken, içimden “bir kere sahnede gördüm, umarım tanırım da ayıp etmem kıza” diye geçirirken, kapıdan “o” girince yukarıda bahsettiğim ışığı bir daha gördüm ve aklıma tamamlamadığım yazım geldi, aradım ve buldum.
Burada, Özlem Tekin’in başarılı oyunculuğundan bahsetmeyeceğim, “Mücizeler Komedisi”nin dışında izlemedim, hatta dizisini bile görmedim. Kalıplara girmeyen, ele avuca sığmayan yaratıcılığından da bahsetmeyeceğim. Meltem Cumbul’la dönüşümlü oynadıkları “Sütiye” rolünde yılların Meltem Cumbul’unu nasıl gölgede bıraktığından ve bu konuda hiç de mütevazı olmayan özgüveninden de bahsetmeyeceğim. “Mucizeler Komedisi”ndeki Semaver Kumpanya’nın genç, eğitimli oyuncularından nasıl da çekinmiş olduğunu, onların eğitimlerinin yanında popüler olmadıkları için emeklerinin tam karşılığını bulamadıklarını, onlarla paylaştığı sahneye ‘hoop’ diye gelmenin mahcubiyetini taşıyacak kadar saygılı oluşundan da bahsetmeyeceğim.
Özlem Tekin gibi insanların sayısı çok azdır, sadece Türkiye’de değil, dünyada da azdır. Çünkü onlar özeldir, yaptıkları müzikte, sahnedeki performanslarında, heykel hamuru ile boğuşmalarında, özel yaşamlarında; kıyafetlerinde, saçlarında, aşklarında farklıdırlar, onun için özel insanlardır.
Benim bahsetmek istediğim şu: Tiyatromuzun profesyonel dernekçileri bir fırsat bulurlarsa yine ortalığa dökülüp “tiyatro eğitimi almamış, ne işi var tiyatro sahnesinde” diye mangalda kül bırakmayacaklardır, yine kendilerine, üretimlerine bakmadan. (Yeri gelmişken; “Siyaset Meydanı”nından sonra yazdığım yazıda isim vermeden eleştirdiğim arkadaş TOBAV yönetiminde değilmiş artık, ben izleyememişim, şimdi SES-BİR’in yönetimindeymiş, arayıp uyardılar, fırsatı gelmişken düzelteyim.)
Özlem Tekin gibi özel insanlara sahip çıkabilirsek, onları küstürmeden tiyatromuza katabilirsek sadece biz kazanırız, çocuklarımız kazanır. Hep or’da kal Özlem, şarkılarını söyle, bestelerini yap, heykellerini yoğur ama hep tiyatro sahnesinde kal, sadece müzikallerde değil, sen becerirsin, ben inanıyorum. Yolun açık olsun…