17Feb

Michael.net Röportajı

Michael.net Röportajı

-Yeni albümün neden bu kadar geç geldi?
Müzik çalışmalarıma iki yıl kadar ara verdim. Bu zaman içerisinde daha değişik şeyler yaptım. Heykel yaptım, yeni enstrümanlar çalmayı öğrendim. Yaşadım diyebiliriz. Son sekiz aydır stüdyodaydım. Bir yıl boyunca tamamen dinlendim ve kendimi yeniledim.

-Albümde ekip aynı mı?
Albümde bir önceki albümde birlikte çalıştığım isimlerle birlikte çalıştım. Prodüktörlüğümü ve düzenlemelerimi Alper Erinç, prodüktörlüğünü de Rıza Erikli üstlendi. Bu albümde besteler ağırlıklı olarak benim. Geçen albümde biraz fazla dışarıdan beste almıştık. Bu sefer öyle yapmadık daha güzel oldu.

-Şarkılarında kendini ifade ettin bu albümde?
Şarkılar beni anlatmıyor. Geçen albümde “Yazmamışlar” diye bir şarkı vardı onu kendim için yapmıştım. Şarkılarım beni anlatmıyor sadece benim görüşümdür.

-Resimlerinde bayağı değişik bir Özlem Tekin gördük bu özel bir gayret mi?
Ben değişiklik yapmaktan hoşlanmıyorum. O resimlerden sonra şu anda beni görseniz yine tanıyamazsınız. Bu albüme özel bir değişiklik değil. Ben iki yıl içinde altı kere değişiklik geçirmişimdir. Belli bir şeyde karar kılıp kalmayı sevmiyorum.

-Git gide öne çıkan bir dişiliğin var. Neden?
Albüm kapağında dişi gibi görünebilirim ama dişiliğimi, kadınlığımı ön plana çıkarmak gibi dert yaşamadım. Bundan rahatsızlık duymuyorum, kendimi güzel de buluyorum. 30 yaşıma geldim artık, dişiliği kullanmak bana yalan geliyor. Öbür yanım daha ağır basıyor. Oğlan çocuğu tarzı benim kendi yapım.


17Feb

Vatan Gazetesi Röportajı – 31.10.2004

Vatan Gazetesi Röportajı – 31.10.2004

Çocukluğundan beri rock dinliyor ve çığlık atabilmek için klarnet çalmayı öğrenmiş. Ergenliğini siyahlar içinde ve gülümsemeden geçirmiş. Aynı anda iki albüm, bir diziye imza atan Özlem Tekin, üstüne bir de Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği Mucizeler Komedisi adlı müzikalde Şener Şen’le rol alacak. Yine de bu soruyu sordu…

* Özlem Tekin deyince marjinal, aykırı bir genç kadın geliyor insanın aklına…
Bana sorarsan neşeli, disiplinli, pek fazla taşkınlık yapmayan bir tipim. Olmadık yerlerde olmadık şeyler yapan biri değilim. Biraz aykırılığım var ama “marjinal rockçı” denecek kadar değil. Çok uçta olsam bu röportajı yapıyor olmazdık zaten.

* Peki bu imaj nereden yapıştı kaldı?
Konserlerden olsa gerek. Sahnede Türkiye’deki hiçbir şarkıcıya benzemediğimi biliyorum. O hakikaten vahşi bir durum. Türkiye için aykırı bir şey…

* Bu “vahşilik”, şovunun bir parçası mı? Planlı bir davranış mı?
Yok. O benim elimde olmadan yaptığım bir şey. Ben öyle öğrendim. 10 yaşından itibaren rock dinlemeye başladım. Onlara özenerek büyüdüm yani… Rock müziği söylemek benim için böyle olur. Ayrıca çok feci deşarj oluyorum sahnede. Çok mutlu oluyorum. Bu marjinallik, herhalde sahnedeki halimden, görüntümden kalmış olabilir. İsim vermeyeyim ama başka şarkıcılarla yanyana koyduğunuz zaman ben farklıyım.

* Toplumsal hareketlere inanmıyorum demişsin…
Evet, dedim… Ne olmuş?

* Bunu politik bir tavrın olmadığı için mi söyledin?
Genelde ben bir araya gelip bir şeyler yapmaktan değil, bireysel hareketlerden hoşlanıyorum…

* Ama bir grupla birlikte çalışıyorsun sahnede…
Evet ama ben yönetiyorum. Bu benim işim. Bütün şarkılar benim. Onları bir arada tutmaya çalışıyorum. Bir hedefe doğru giderken herkesin katkıda bulabileceği şeylerden kaçıyorum. Bir araya gelmek, örgütlenmek filan, onlara kalkarsak iş çok uzuyor. Ben aklıma geleni hemen yapmak istiyorum. Tek başına yapmak çok daha kolay.

* Müzik yaşamında değil, genel olarak toplumsal hareketlerin yararına inanıp inanmadığını sordum.
Ben sadece müziğimi yaparım, şarkı söylerim. Her koyun kendi bacağından asılır… Önce kendin için bir şey yapabiliyor olman lazım.

* Yanlış anlama… Toplumsal bir hareket içinde olman, liderliğini yapman filan beklenmiyor. Bu tür hareketlere karşı mısın diye sordum…
Karşı değilim ben hiçbir şeye. Ben kendim bir şey yapacaksam yaparım. Toplumsal hareketlere neden karşı olayım. Zaten o tür şeylerle alâkam yok

* Mucizeler Komedisi’nden bahsedelim. İlk sahne deneyimin mi?
Evet. Meltem *****bul ile dönüşümlü oynayacağız.

* Birden bire nasıl oyuncu olunuyor?
Bilmem. Yapabiliyor olmak lazım herhalde. Tanınıyor olmamın da avantajı var.

* Ama ne kadar tanınmış olursan ol, oyuncu olarak sahneye çıktığın zaman çakılıp kalırsan…
Böyle bir ihtimal de var tabii. Ama yapabileceğimi gördüler. Ben bir filmin, bir dizinin kıyısından köşesinden ufak tefek rollerde daha önce göstermiştim kendimi. Ama bana bu kadar ağırlık verecek, güvenecek bir yapıma çıkmamıştı.

* Sil Baştan dizisinde oynuyorsun, müzikalin provalarına giriyorsun ve iki albüm birden çıkaracaksın. Hepsini bir arada nasıl yapabiliyorsun?
Disiplinli ve programlıyım dedim ya… Öğleye kadar dizi setindeyim, sonra provalara gidiyorum. Akşam dizinin kalan sahnelerini çekiyoruz. Solo albümüm zaten bitmek üzere. Ozz grubuyla da bir heavy metal albümü için stüdyoya giriyoruz. Aralıkta albümüm çıkacak ve müzikal başlayacak. Yıl başında da heavy metal albümüm geliyor.

Rock dediğin sürüden ayrı olmak
* Rock müzik bir isyanın ifadesi derler…
O çok kalıp oluyor. İsyan da değil de, hayatı sorgulayıp farklı davranmaya, farklı bakış açıları getirmeye kendini zorlamak diyelim. Sürüden biraz ayrı olmak.. Bunun gibi şeyler. Hayat size öğretilen gibi olmayabilir. Benim algıladığım ve yansıttığım hep bu oldu. Ama sağ elimde, en yakın arkadaşım gibi hep rock müziğini tuttum. Buna dayanarak çok sağlam olmuşumdur.

* Somut olarak nasıl etkiliyor hayatını?
Etraftan ne derler, yanlış anlaşılırım gibi endişelerim yok Bu insana büyük özgürlük getiriyor. Kimse senin yanında olmasa bile koyduğun hedefe gidebiliyorsun. Tüm rockçlar edilgen değil, çok etkendirler. “Rock bir yaşam tarzıdır” diye klasik bir cümle vardır ya… Onu geyik bulurdum ama hakikaten dönüşüyor bir yaşam biçimine. “Gerek”, “lazım” gibi kavramlar bende yoktur. Röportaj yapmam gerekmiş. Yapmayacağım ağabey işte! Ya da “Oraya gitmen yakışık almaz…” “Bana ne, gideceğim” gibi özgürlükler söz konusu. Gerçi bir iş yapıyorsanız nasıl bir özgürlük olabilir ki!

* Özel yaşamında kolay bir insan mısındır? Evliliklerinde filan…
Evlilikler değil… Bir tane, o da 6 ay sürdü.

* Eşin Pashan Music bir DJ’di. Neden ayrıldınız?
Neden evlendik ki zaten. O konuya girmesek!

* Olur. Daha sonra mimar Eral Tapan’la birlikte anıldın. Çok farklı insanlar…
Benim hayatımdaki erkekler birbirinden çok farklı. Yanyana koysan hayatta arkadaş olamazlar.

* Değişik bir çevreye girdin o ilişkinle. Yaşamın da değişti mi?
İnsan ister istemez değişiyor. Hep Taksim’e takılamazsın mesela. Bir davet olunca gidiyorduk tabii. Ama Kemancı’ya da gittiğim oluyordu. Ben atıyorum kendimi bir akışın içine nereye gidiyorsa gidiyor. Değişik insanlar tanıyor, farklı bir şeyler görüyorum. Hep aynı şeyi yaşarsan nasıl üreteceksin? Oralara gittim, “Magazin malı güllü dallı motorlar” diye bir şarkı yazdım işte. Kemancı’da motor göremezsin. Başka yerde görüyorsun motoru.

* Nedir o “güllü dallı motorlar”?
Bilmiyorsan boşver, bir şarkı işte…

* Söylesene nedir o şarkı?
Geçelim onu… Şaka yaptım sadece.

Özlem Tekin’den ayrıldıktan sonra o şarkının sözlerini buldum. Bu sözler, onun ne demek istediğini biraz olsun anlatıyor: “Görgülü bilgili olsun, zengin olsun diye hiiiç işim olmaz/ Benim keyfim yerinde/ Magazin malı güllü dallı motorlar gibi koca aramıyorum ki oğlum ben/ Bu şarkılar niye, aşk için aaaaşk…”

* Konservatuarda klarnet eğitimi almışsın. Neden herkes gibi piyano ya da keman filan değil?
Küçükken piyano çalıyordum. Şarkıcı olmaya karar verince sesimi kullanmayı öğrenmek için başladım klarnete. O çığlıkları başka türlü atamazsınız. Önce 10 yıl klarnet çalmanız lazım.

* Birkaç çığlık için 10 yıl…
Birkaç çığlık ve ötesi için 10 yıl…

* Şebnem Ferah ile birlikte Volvox’la ilk kez duyuldunuz. Dört kızdan oluşan bir rock grubu…
Şebnem’le Ankara’da tanıştık. Gitarcı arıyorlarmış. “Gitar çalamam ama klavye çalarım” dedim. Şebnem’i görünce bayıldım. Hiç rock yapan kız yoktu Ankara’da. Geldik İstanbul’a başladık. Paraya para demedik vallahi. Teklif üstüne teklif geldi…

* Dört tane güzel kızdınız üstelik. Teklifler biraz da ondan mı geliyordu?
Şu söylediğin denmesin diye gecemizi gündüzümüze katarak çalıştık. Sıfır hata ile çalıyorduk

* Neden o grup dağıldı?
Volvox’ta daha da güzel şeyler yapabilirdik ama ben her şeyi sil baştan yaşamayı seviyorum. Mesela Amerika’ya taşınma hikâyem de öyle. Evimi barkımı, arabamı her şeyimi satıp savıp gittim.

* Arkadaşlığınız sürüyor mu Şebnem’le?
Sürüyor. Zannedildiği gibi küslük yok. Şimdi ben bir şey soracağım. Ben ne münasebetle sizin gazetenin o sayfasını işgal edeceğim?

* Daha ne olsun; iki albüm, bir dizi, bir müzikal… Üstelik şu dövmeler de var… Vücudundaki dövmeler de eğlence olsun diye mi?
Eğlence olsun diye yaptırılacak bir şey değil. Bir ömür boyu üzerinizde kalıyor. Çok iyi düşünüp yaptırmanız gerekir. Yaşlandığım zaman da vücudum dövmelerle kaplı olsun isterim

* Kolundaki dövme neden tel örgü biçiminde?
Klasiktir bu. 64 Mustang gibi bir şeydir. Pek çok insanda vardır, hep sağ koldadır.

* Bunun bir anlamı var mı?
Hayır. Hiç bir dövmenin hiçbir anlamı yok Benimkilerin yok yani…

* Parmağına da yaptırıp sonra sildirmişsin…
Evlenirken yaptırmıştım, evlilik yüzüğü diye. Sonra ayrılınca sildirdim. Ama çok güç oldu.

* Ayrılmak mı?
Hayır dövmeyi sildirmek…

* Bütün bunlardan anlaşılıyor ki pek kuraldışı bir durum yok hayatında.
İstiyorsan benden beklenen, ama hiç söylemediğim cevabı vereyim… “Kural tanımam arkadaş. En marjinal benim, benden marjinal yok.” Bunları bir desem bitecek bu konu. Ben de sanki ayıp bir şeymiş gibi “Yok canım o kadar da aykırı değilim” demek zorunda kalıyorum. Tamam arkadaş kural da tanımam, en marjinali de benim.

Siz dinleye durun ben biraz yaşayayım
* İki yıl önce her şeyi yüz üstü bırakıp ABD’ye gitmişsin…
Giderim… Yeni albümüm çıkmıştı. Bir klip çektim. Bir düşündüm ki ben burada ne yapıyorum? Memuriyet gibi röportajlara gidiyorum. Sözüm meclisten dışarı… Albüm çıktı diye aynı televizyon programlarına katılıyorum. İçime fenalık geldi. “Siz dinleye durun ben biraz yaşayayım” diye New Orleans’a gittim. Bir yıl her şeyden uzakta yaşadım. Rahatlık insana yaramıyor.

* Orada ne yaptın?
Kick-boks yaptım.

* Mesela yüzme filan gibi daha makul şeyler yapsan…
Onu da yaptım. Ata da binerim. Ringe çıkacak kadar kick-boks yapıyorum.

* Bu heavy metal nasıl bir şey?
Woowww… Çok sert bir müzik! Rock gibi herkesin kolay dinleyemeyeceği bir şey. Tam deşarjlık. Aslında maç seyretmekten farkı yok.

* Şarkı sözlerinde bir değişiklik oluyor mu heavy metal olunca?
İlk albümümde daha toplumsal içerikli şarkılar vardı, onlardan biraz var.

* Nasıl oluyor toplumsal içerikli heavy metal?
Mesela “Sebepsiz Savaş” adlı bir şarkım var. Onu uyarladık. Ama aşk şarkıları da var.

* Yani konuların farkı yok. “Wooww” olan müziğin kendisi…
Aynen öyle, müzik ve sound’un kendisi.

* Küçük yaşta mı başladın rock dinlemeye?
On yaşından itibaren simsiyah geziyorum..

* Nasıl simsiyah?
Metalciydim. Giyimimden makyajıma kadar her şeyim simsiyahtı. Kuru kafa kolyeler filan. Hiç gülmedim 15 yaşıma kadar.

* Metalci gülmez mi?
Gülmez. Karizması bozulur. Şimdi onun acısını çıkarıyorum zaten…

* O halinle kimseyle flört ettin mi?
Çok ufaktım canım… Konservatuara girince iş rock’a dönüştü.

31.10.2004
Röportaj: Arda USKAN”


17Feb

“Sahne Tozu Yutmak Ne Demek Anladım” (Sabah Röportajı – 12 Mart 2004)

“Sahne Tozu Yutmak Ne Demek Anladım” (Sabah Röportajı – 12 Mart 2004)

Mucizeler Komedisi’nin seyirciyle buluşmasından sonra Özlem Tekin’le yapılan ilk röportaj…

Sil Baştan dizisiyle setlere iyice ısınan Özlem Tekin “Mucizeler Komedisi” müzikalindaki oyunculuğu ile parmak ısırttırıyor…

Herkes Özlem Tekin’i rock müziğin asi kızı olarak tanıdı. Kendine özgü müziği, ilginç saçları, farklı kıyafetleri ve rahat tavırlarıyla tanınan asi kız, artık oyunculuğuyla da göz dolduruyor. “Sil Baştan” adlı televizyon dizisinde, kendi karakterinin aksine, çok sade bir kadını canlandıran Tekin, şimdi de “Mucizeler Komedisi” adlı müzikalde, Çaycı Sütiye’yi canlandırıyor. Oyunu izleyen pek çok kişi, müzikalde Meltem Cumbul’la dönüşümlü olarak yer alan Tekin’in, başarılı performansını konuşuyor. Tekin’le oyunculuğu, hayat görüşü ve değişiminin nedenleri üzerine söyleştik…

* Sizin yaptığınız müzik, bir kulvara sokulamadı. Rock mı, pop mu, ne tarz müzik yapıyorsunuz?

Ben dünya gençliğinin dinlediği müziği yapmak istiyorum. Kendimi sürekli yenilemeye çalışıyorum. Benim yaptığım müziğe Türk insanı sonradan alıştı. İlk albümümü yaptığımda, şarkılar insanlara çok enteresan geliyordu. Üç-beş tane popçu vardı ve hepsinin soundu aynıydı. O zaman da söylemiştim ‘Ben alternatif pop yapacağım’ diye. ‘Şu anda benimle aynı müziği yapan yok; ama yakında olacak’ demiştim. Gerçekten de öyle oldu. Şebnem’di, Teoman’dı, Duman’dı, Athena’ydı hepsi arkamdan geldi. Bir de çok basit pop vardı o zaman. Sırf bir ritm üzerine tekerleme gibi şarkı sözleri yazılıyordu. Hakan Peker’ler, Yonca Evcimik’ler dönemi… Şimdi kurtuldu insanlar bunlardan.

* Sizinle birlikte Türkiye’de müzik anlayışı da mı değişti yani?

Evet, şimdi arabesk müzik bile remix oldu. Ebru Gündeş, Emrah dinliyorsun, şarkıların altyapısı remix şarkılar gibi. Şimdi şarkıların altyapıları dolu dolu… Bu çok iyi bir şey.

BANA ‘DELİ’ DERLERDİ

* Çok popüler bir dönemdeyken, birden Amerika’ya, doğdunuz yere gittiniz, ortadan kayboldunuz. Niye?

Uzaklaştım biraz. Oraya gitmemin sebebi, o dönem burada hep aynı şeylerin süregelmesiydi. Aynı röportajları yapıyor, aynı tv programlarına çıkıyordum. Biraz kendimi kurtarayım istedim. Farklı şeyler yaşamayınca insan, üretemiyor. Oraya gidince, burada yaşadığım her şeyi kafamdan sildim. Orada sadece spor yaptım. Sporcu gibi yaşadım.

* Sizin farklı bir imajınız var. Saçlarınız farklı, kıyafetleriniz farklı. Her yerinizde dövmeler var…

Farklılık çok güzel bir şeydir. Kıyafet gibi bir lüksümüz var. Kendimizi dışarıya yansıtabileceğimiz en önemli şey. Bu tip serbestlikler, insanın hayatına rahatlık getirir. Saçlarını benim gibi yapan, farklı şeyler giyen insanlar, çok daha rahat bakıyor hayata. Şimdi saçlarını renkli renkli boyatan birçok isim çıktı ortaya. Ne güzel, hayatımız rengarenk oldu. Bunları yapanın “deli” olmadığı da çıktı ortaya.

* Eskiden “deli” mi derlerdi size?

Evet, ‘deli’ diyorlardı. ‘Dövme yaptıran bir kız, bizden değil’ diyorlardı. Şimdi normal karşılanıyor. Buna katkım olduysa ne mutlu bana.

* Anarşist misiniz?

Hayır, anarşist olmak için her şeye karşı olmak gerekir. Ben bir şeye karşı değilim. Ben sadece kurallar konusunda biraz daha esnek davranıyorum. Aslında çok da disiplinli bir insanım.

* Şöhret sizin hayatınızı değiştirdi mi hiç?

Yok, değiştirmedi. Genelde meşhur olduğumu bile unutuyorum. Zaten son bir yıldır mütemadiyen çalışıyorum. “Sil Baştan” dizisi başladığından beri, uyku bile uyumadım. Hummalı bir şekilde çalışıyorum. Dolayısıyla kendime çok iyi bakmak ve zaman ayırmak durumundayım. Kendime ait olan sayılı saatlerim var. Onları da yalnız geçiriyorum.

FARKIM DOĞAL OLMAM

* Mucizeler Komedisi’nde oynadığınız karakter çok beğenildi…

Bu role çok çalıştım ben. Sütiye’yi oynamak çok eğlenceli. Kanalın tek çaycısı; patavatsız, lafını esirgemiyor. Çok çirkin bir sesi olmasına rağmen, şöhret olmak istiyor.

* Oyunculuğunuzun iyi olmasını rahat kişiliğinize bağlayabilir miyiz?

Kesinlikle. O kadar insanın önüne çıkınca, çok rahat olmanız gerekiyor. Oyuncular da aynısını söylüyor. Benim eğitimlilerden farkım, çok daha natürel olmam. Sahne rahatlığı da var bende. Bu da konserlerden geliyor. En arkadaki seyircinin bile dikkatini çekmeyi başarıyorum bu sayede.

* Meltem Cumbul ile dönüşümlü oynuyorsunuz aynı rolü. Sizin oynadığınız rolü, oynarken izlemek nasıl bir duygu?

Çok acayip bir duygu. Oynamadığım günler çok üzülüyorum. Onun oynadığı günler kendimi tiyatrodan kovulmuş gibi hissediyorum. Ama yine de gidiyorum oyuna. Sahne arkasında korkunç bir telaş oluyor, arkadaşlarıma yardımcı oluyorum. Ayrıca Meltem’in oynadığı Sütiye ile benim oynadığım Sütiye çok farklı. Yazılan oyun aynı ama yarattığımız karakterler farklı.

ŞENER AĞABEY ŞANS

* Bu ikiniz arasında bir rekabet doğuruyor mu?

Olabilir. Ama benim için onun oynamasının bir mahsuru yok. Aksine faydası var. Çünkü bir izleyen, oyunu iki kere izleyecek demektir. Aramızda şakalaşıyoruz bazen bu konuda. İzleyicilere ikimizi de seyretmelerini öneririm. Uzun zamandır Türkiye’de yapılmamış bir projede oynamak, benim için çok büyük bir şans. Şener Ağabey ile oynamak da öyle. Sahne tozunu yutan bir daha iflah olmaz derler ya, gerçekten sahne tozu yutmak ne demek onu anladım. Konserlerde böyle bir şey yok. Tiyatroda hakikaten toz var. Bu ciddi bağımlılık yapacak bir şey.

* Bir dönem özel hayatınızı deli dolu yaşıyordunuz. Şimdi duruldunuz mu?

Olabilir. Çünkü artık 33 yaşındayım. O zamanlar 25 yaşındaydım ve ben her yaş ne gerektiriyorsa onu yapmaya özen gösteriyorum. ‘Keşke şunu yapsaydım’ dediğim hiçbir şey kalmadı hayatımda. Artık yaşım büyüdü ve olgunlaştım.

* Bu deli dolu yaşam iş hayatınızı hiç etkilemedi mi?

Olumsuz etkilemedi. Rock şarkıcısı olduğum için, faydası bile oldu. Dünyadaki rock şarkıcılarına bakın, çoğu hapse girip çıkıyor. Ama ben öyle yaşamadım. Şimdi deli dolu yaşamaya vakit yok.

* Rock’çılarla özdeşleştirilen bazı şeyler var. Pasaklı oldukları ve uyuşturucu kullandıkları söylenir…

Rock’çılar bütün insanlar gibi ayrılır. İyiler-kötüler, akıllılar-aptallar, bitlilerbitsizler.. . Uyuşturucu 70′lerde rock ile bağdaştırılırdı. Şimdi ise rock’çılarla değil farklı kesimlerle anılıyor. Rock artık popüler bir şey.

* Son olarak, evlenmeyi düşünüyor musunuz?

Hayır. Evlenmeyi, çocuk doğurmayı falan hiç düşünmüyorum

* Oyunculuğunuz çok övgü alıyor.Bunu tahmin ediyor muydunuz?

Evet gerçekten de çok övgü aldım. Hatta albümlerimden bile çok… Oyunculuk benim içimde vardı zaten. Hep taklitle geçer hayatım. Daha önce Hababam Sınıfı’nda ve Karaoğlan’da küçük roller oynamıştım. İlk başrolünü oynadığım, daha doğrusu paylaştığım dizi “Sil Baştan” oldu. Oyunculuk hep içimde yatan bir aslandı ama müzik hep ağır bastı. Müzikte Türkiye’yi farklı bir kulvara çektim. Burada yerimi sağlamlaştırdım, zamanı gelince de oyunculuğu değerlendirdim.


17Feb

Duvara Toslayabilirsiniz (Hürriyet Cumartesi) – 23.04.2005

Duvara Toslayabilirsiniz (Hürriyet Cumartesi) – 23.04.2005

ÖZLEM TEKİN BU, ORTAYA NASIL BİR ALBÜM VE NASIL BİR ALBÜM ADIYLA ÇIKACAĞI BELLİ OLMAZ…
Bazı şarkılarda duvara toslayabilirsiniz hazır olun

‘Fazla zaman kalmadı / Geriye sayım başladı’ diye başlıyor bir şarkısı. Albümün adı için de, hiç usanmadan 10’dan 0’a kadar geriye sayıyor. Özlem Tekin bu, ortaya nasıl bir albüm ve nasıl bir albüm adıyla çıkacağı belli olmaz. Bu albüme bir ara gaza gelip, ‘Kraliçe 5. Özlem’ adını koymayı bile düşünmüş.

Albüm önümüzdeki hafta çıkacak. Şarkıları da ilk kez bu gece Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde seslendirecek. Röportaj için konser provalarına gittiğimde, ben bahar yorgunluğundan sürünürken, karşıma enerji dolu bir kadın çıktı…

Albümün adı pek enteresan. 109876543210… Son konuştuğumuzda Kraliçe 5. Özlem olacak demiştiniz. Bu geriye sayım da nereden çıktı?

-Ya evet. Öyle koymayı düşünüyordum. Hatta epey gaza gelmiştik. Nasıl fotoğraflar çektireceğimi bile düşündük. Sonra bu rakam işi Gezegen X diye bir şarkımızla ortaya çıktı. Ekip olarak ona acayip takıldık. Her durumda geriye saymaya başlamıştık bir ara. Saat kaç diyorum, 10, 9, 8 diye cevap veriyor biri… Bunu kaça aldın? 10, 9, 8… Böyle bir geyik olmaya başlamıştı aramızda. Sözlerle boğuştuktan sonra rakamları pek sevdim. Çok sakin, net geldi bana.

Çok sert bir Özlem Tekin albümü ile karşı karşıyayız bu sefer…

-Benim için değil ama dinleyici için epey sert bir albüm oldu sanırım. Daha önce yaptığım bütün albümlerimden çok daha sert. Ben bu sefer bir aranjörle çalışmadım. Bütün şarkılarımı sahnede çaldığım grubumla birlikte düzenledik. Stüdyoya girip şarkıları konserdeymiş gibi canlı canlı çaldık ve kaydettik. O yüzden de sertliği ve enerjisi daha yüksek bir albüm oldu. Konsere gelmeyenler müziğimin enerjisini hissedemiyorlardı. Daha sakin bir şey yaptığımı düşünüyorlardı. Konsere gelip o enerjiyi beğenenler albümde aynen bulabilecekler.

NEW ORLEANSLI GRUPLA KONSER

Albüm, içerik olarak baktığımızda epey ağır duruyor. Katılıyor musunuz bu görüşe?

-Altyapılar olarak baktığımızda ağırlık değil enerji, dinamizm ve heyecan ön planda. Ama bazı şarkılarda sözel anlamda epey olgun bir durum söz konusu. Hatta bazen kendi aramızda takılıyoruz Mazhar Abi gibi sözler yazdım diye. Çok lay lay lom değil yani. Her satırda bir şey söylüyorum, ona göre dinleyiniz. Albüm, dinlerken enerji gerektiriyor ama bir yandan da acayip enerji veriyor. Albüm bittiğinde ‘Ayağa kalkmalıyım, bir şeyler yapmalıyım’ diyecek insanlar. Böyle de bir hizmetimiz var yani!

Albümün dikkat çeken taraflarından biri de çok farklı türde şarkıları bünyesinde barındırması. Bunun için özel olarak uğraştınız mı?

-Tek bir türe bağlı kalmak istemedik bu albümü yaparken. Farklı tarzların olması o konser havasını daha iyi veriyor. Konserlerde elektronik de var, baladlar da, alaturka bile var. Bütün bunların bir özeti gibi bu albüm.

Geçen yaz Açıkhava’da verdiğiniz Sanki Dün Gibi konserlerinde abiye kıyafetler içinde pop müziği şarkıları söylediniz. Bu sene de böyle enteresan projeler var mı?

-O başlı başına çok acayip bir şeydi. Çok eğlendik. Normalde öyle kıyafetlerle işim olmaz ama bir fırsat oldu, yaptık. Bu sene Açıkhava’da New Orleans’tan bir brass band ile konser vereceğim. Benim şarkılarımı çalacaklar. Bu grupla New Orleans’ta yaşarken tanışmıştım.

Albümlerinizi yaparken piyasanın durumu ne kadar kısıtlıyor sizi?

-Belli bir kitlem var. Bunu aşıp çok daha fazla insana kendimi dinletmeliyim gibi bir kaygım yok artık. Ben beni satın alanlardan çok memnunum, onlar da müziğimden gayet memnunlar.

Her seferinde bambaşka bir şeyle çıkıyorsunuz dinleyici karşısına. Bu risk değil midir?

-Değişiklik yapmaktan hiç çekinmiyorum. Aman bunu beğendiler, aynısını yapalım, tarzı değiştirmeyelim korkaklığını hiç sevmiyorum. Zaten benim dinleyicim de bu farklılığı seviyor. Ben de ‘Sürpriiiz, bakın bunda böyle bir şey yaptım’ diye çıkıyorum karşılarına. Bu albüm de öyle.

Sizi her seferinde acayip enerjik görüyorum. Nasıl koruyorsunuz bu canlılığınızı?

-Bu tamamen çok sevdiğim şeyleri yapmakla ilgili galiba. Yaptığım bir şey beni daraltmaya başladı mı onu hemen bırakıyorum. ‘Ama mecburum’ları olabildiğince hayatımda tutmamaya çalışıyorum. Bu mesleği de özgür olmak, kendimin patronu olabilmek için seçmiştim zaten. Bir de yaptığım iş yaratıcıkla ilgili bir şey olduğu için bu da enerjimi besliyor. Ama tabii benim de telefonları, kapıları kapattığım, kimseyle görüşmek istemediğim günler oluyor.

Bir dönem geceleri çok fazla görüyorduk sizi. Şimdi sanki biraz daha sakinsiniz. Bu aralar neler yapmaktan keyif alıyorsunuz?

-Amerika’dan döndüğümden beri daha düzenli, sağlıklı ve gündüz yaşayan biri oldum. Ufak bir grubum var. Zaten orkestra arkadaşlarım onlar. Bir şey yapılacaksa beraber yapıyoruz.

MARDUK İÇİN ŞARKI YAPTILAR

Gezegen X, Marduk’tan bahsediyor. Burak Eldem’in Marduk’la Randevu kitabını okuyup çok etkilendim. Tam onu bitirmiştim ki bizim gruptan Özhan, bir besteyle geldi. Bize pek uymaz ama böyle bir şey yaptım dedi. Dinler dinlemez ‘Allah’ dedim, hemen sözleri canlandı kafamda. Türünün tek örneği bir şarkı oldu. Belki algılanması zor olacak ama algılanınca çok sevilecek.

ÇIKIŞ PARÇASI CİNAYET

Lokomotif şarkımız şu, geri kalanları da ona uyduralım, gibi bir durum söz konusu değil. Ama Cinayet çok sevdiğimiz bir şarkı. Büyük ihtimalle o olacak çıkış şarkımız gibi görünüyor. Ama bizim önceliğimiz klip değil. Albüm çıkar çıkmaz turneye çıkıyorum. Bu geceki konser, albümün ilk konseri. (İstanbul Beyoğlu, Yeni Melek Gösteri Merkezi, saat 22.00).


17Feb

Radyo D “Seçkin ile Seçkin Konuklar” Röportajı

Sunucu : Özlemi “Volvox” a kadar anlatır.
Özlem : Volvox arkadaşlarla bir araya gelerek oluşturduklarımız bir gruptu, o zamanın şartlarında böyle bir şey yapmak için cesaret gerekiyordu. Malum erkeklerin boy gösterdiği bir toplumda bayan arkadaşlarla bir şeyler yapmak kolay değildi. O zamanlar “cover” modaydı, bizde barlarda filan değişik tarzımızla ve hep İngilizce şarkılarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyorduk.

S : İlk albüm nasıl çıktı?
Öz : İlk albümü “albüm yapayım, pazara koyayım ve çok satsın” diye yapmadım. İlk yaptığımda sorulara “yeni bir kulvar açıyorum” dedim ama kimse inanmadı, onlar şimdi çok pişman :)

S : Peki albümü yapımcıya nasıl inandırdın, sonuçta yeni bir şey, risk yok muydu?
Öz : İlk albüm Peker Müzikten çıktı, aslında bu biraz da şansla oldu, bir şeylerden çok çabuk sıkıldığım için, kafama esti albüm yaptım.

S : İkinci albümün olan “Öz” pek fazla ilkine göre tutmadı, bunu nedeni tarz değişikliğimi?
Öz : İnsan en son yaptığı işi çok beğenir, o albüm “kime ne” kadar sattı, sadece ülke içi değil yurtdışında da fakat biraz ağır ve agresif geldi. İlk defa elektronik yapmıştım ve daha o zamanlar yurt dışında bile o kadar yaygın değildi. Ayrıca o albümü yurt dışındaki arkadaşlarıma “bakın bunu ben yaptım” diyebiliyorum yani hala tarz güncelliğini koruyor.

S : Laubali en rock albümündü, kendimden biliyorum çevirip çevirip dinlerdim!…
Öz : O biraz daha rock ağırlıklıydı, sentez vardı içinde. Zamanın müziğini takip ettiğim için güncel bir albümdü.

S : Yeni albüm ile dört tane albüm çıkarmış oluyorsun ve hepside farklı tarzda diyebiliriz.
Öz : Tür olarak baktığımda neyi seviyorsam onu yapıyorum. Son albümde soft pop ağırlıklıydı. Son zamanlarda Türkiye’de darbukalar sentezler filan çok yaygındı ve bu beni delirtiyordu, kendi kendime “sentez yaparsam ne olayım” dedim ve gördüğünüz gibi yapmadım :)

S : Bana mı kaldı bilmiyorum ama son albümünü dinlediğimde “aferin özleme harika bir albüm yapmış” dedim.
Öz : Çok temiz net tamamen net bir albüm, o kadar ilgi gördü ki klip çekecek vaktim yok, hala 2. klip çekilmedi, satışlar o kadar iyiydi ki klibe filan gerek kalmadı.

S : Klip hangi parçaya çekilecek, galiba hemen cevaplayacaksın.
Öz : “Hep Yek” çok fazla oy aldı, bu nedenden ona çekeceğiz, bir hafta içerisinde İstanbul’a gidip bir haftada çekeceğiz klibii. Sanırım iki üç hafta içerisinde tv’lerde izleyeceğiz.

S : Piano ve Klarnet çalıyorsun fakat bestelerini gitar ile yapıyorsun, bide inadına 2 yıl gitara elini sürmemişsin.
Öz : İki yıl elime gitar almadım, hakkaten hiç bir şey yapmadım, inatçılığımdan iki yıl sürüm sürüm süründüm. Ama iki yıl sonunda elime gitarı alınca bir haftada besteledim şarkıları, öyle dolmuş
um işte. Ama düzenlemeler uzun sürdü, yine de hızlı bir albümdü diyebiliriz.

S : Sound konusunda hep değişiklik yaptın “Öz” albümü istediğin tarzda bir albümdü.
Öz : Daha önceki albümlerle şu an yaptığım albüm değişik olmalı, değişik bir şeyler yapmalıyım. Gerçekten değişik bir şeyler yapılmalı, biz dünyayı takip ettik.

S : Alper Erinç’inde hakkını vermek lazım.
Öz : Ben Alper’in başından gitmiyorum, her şeyi birlikte yapıyoruz, birlikte çalışmayı seviyoruz. Bir önceki albümde çok itişip kakıştık fakat daha ılımlıydı :)

S : Seninde tanıdığın biri “Türkiye’de rock yapılmıyor, rockçı diye tanıdığımız Şebnem Ferah ve Özlem Tekin var, onlar da tam rock yapmıyorlar” dedi, bi de kendini marka olarak görüyormusun?
Öz : Dünyada öyle rock yapılmıyor ki, “aman ne rock yapıyor beee” diyebileceğimiz biri yok ki. Bence o gitsin de keman dersi alsın. :) Ayrıca marka olmak gibi bir hevesim yok….. zati beni marka olarak kabul edenler o kadar çok ki…. Ayrıca şunu da söyleyeyim eğer bana aylık bir miktar para verecekse ona cayır cayır rock yaparım ama her ay paramı alırım :)

S : Eve iş getirir misin?
Öz : Temelde kendimi müzisyen olarak görmüyorum, tabi bu müzik yapmadığım sürece, mesela şimdi. Kendimi hep normal biri olarak gördüm, aman ben şarkıcıyım filan triplerim olmadı.

S : Seni farklı kılan özelliklerin ne?
Öz : “Samimi, neşeli, içten, gerekeni yapan, doğal, anı yaşayan” demek geliyor içimden ama….

S : Tv’de dizi ve film işine giriştin asi özlemi oynadın, gerçek hayatta?
Öz : Benim annem hala ağlıyor yeni yaptırdığım dövmeyi gördükçe. Ama basında özellikle magazin basınında gösterildiği gibi çılgın biri değilim. Çılgınlıklar özel hayatımda aslaaa, hanım hanımcık, emirleri yerine getiren asker gibi… ama ben yinede biiyorum, anneler olsun sevenlerim olsun beni gerçekte tanıyor… Magazin kültürü diye bir şey var tutturamadılar bir türlü, özlemi canavar olarak gösteriyorlar, onlara şunu demek istiyorum “oğlum cehendem de yanacaksınız siz”. :)

S : Dizide büyücü rolündesin, oyunculağa yatkınlığın var.
Öz : Ben bu tecrübeden şöyle bir şey farkettim, hevesli gitmiştim, eğlenceli gelmişti aaa ne güzel filan diyordum, ve bu benim arabesk sanatçılarının yaptığı gibi üzerime yazılmış bir senaryo değildi, ben sadece renk katıyordum….. fakat şunu farkettim, Türkiye’de organizasyon diye bir şey yok, diziler baştan sağma donuk donuk oynanıyor, kalite yok. Diğer oyuncular rollerini sufle yapardı, bu arada bilmeyenler için sufle; senaryonun biri tarafından okunması demek, her neyse diğer oyuncular sufle yaparken ben rolümü ezberleyip geliyordum, onlar rollerini donuk bir ifadeyle oynuyor bense daha canlı oynuyordum. Burada oyuncularla veya yönetmeni kötülemiyorum, organizasyon iğrenç onu demek istiyorum. :(

S : Özlem bir şeyi yapmaz yada ne eder yapar.
Öz : Uzun metrajda çalıştım, her şey daha profosyoneldi. Sufle gibi saçma bir şey olmadığı için daha mükemmel ve kaliteliydi. Bu filmde ben çok küçük bir rolde oynuyorum ve buda benim Altıoklara yalvarmamla oldu, “lütfen nooolur, beni de alll” sonunda aldı ve acayip eğlendim süper bir şeydi.

S : Kendi bestelerini yapıyorsun.
Öz : Söylenmiş veya piyasaya çıkmış şarkılara “aaa bunu keşke be söyleseydim ” demiyorum, ama gizli besteleri dinliyor ve uyarsa alıyorum, bazen öyle anlar oluyor ki sözlere dilim dönmüyor. Ayrıca beste veriyorum, kendi yaptığım besteyi Levent Yüksel’e vereceğim, ve başkaları da var, anlayacağın bestelerim kapış kapış gidiyor, bildiğin gibi değil.

S : Başka yorumculara yaptığın besteyi kendin söylermisin?
Öz : Levent aradı beste istediğini söyledi verdim. Ama ona yaptığım tam bir erkek için yazılmıştı, ben söylemezdim ama kendim için yaptıklarımı da başkalarına vermem.

S : Şimdi Özlemden geleceğe ilişkin planlarını alacağız.
Öz : 1-2 yıllığına üstümdekileri çıkartıp, kung-fu öğrenmek istiyorum, garip garip şeyler yiyip, böyle şeyler yapmak istiyorum. Bunu gerçekten istiyorum, şaka filan değil.
Konserlerden başımı kaldıramıyorum, Türkiye’nin her yerini gezeceğiz, size tavsiyem mutlaka bu konserlere gelin çok ama çok eğleneceksiniz. Ayrıca sadece benim şarkıları değil, hastası olduğum Eminem, Pink, No Doubt’dan da söyleyeceğim.